TÜDSES nedir ve temel amacı nedir?

04.08.2026

Icma.az, Turkstan.az portalına istinadən məlumat yayır.

Emre Kartal

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Milletvekili Danışmanı, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi docenti

Geçtiğimiz günlerde Türkiye'de Türk dünyasının sivil toplumla olan ilişkilerini geliştirmek üzere kıymetli bir proje başlatıldı. Bu projenin adı TÜTSES. Açılımı şu şekilde, Türk Dünyası Sivil Toplum Destek Sistemi. Türk Dünyası Sivil Toplum Destek Sistemi aslında iki tane sivil toplum kuruluşunun çalışmalarıyla, Ahmet Yesevi İşbirliği ve Kalkınma Derneği AYDER ile Köklerden Geleceği Kültür ve İşbirliği Derneği İşbirliği ile hazırlandı. Ancak bu tabii ki proje AK Parti, Türk Devletleri ile İlişkiler Başkanlığı, öncülüğünde yürütüldü. Bu konuda da Ankara Milletvekili ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Kürşat Zorlu Beyefendi bu işin öncülerinden oldu. Ben kısaca bu proje ne işe yarıyor, Türk dünyasına ne gibi bir katkısı olabilir üzerine birkaç söz söylemek istiyorum. Öncelikle TürkSes şöyle bir proje. Projenin amacı Türk dünyasında ve Türkiye'de Türk dünyasıyla ilgili faaliyetler yürüten simil toplum kuruluşlarını bir çatı altında bir araya getirip onların birbirleriyle irtibata geçebilmesini, dijital ortamda birbirleriyle irtibata geçebilmesini ve işbirliği yapabilmesini sağlamayı amaçlıyor. Sistem şu şekilde işliyor. Bir veri tabanı oluşturulmuş durumda. Bu veri tabanı şu anda internet üzerinden, mobil uygulamalar üzerinden ve sosyal medya üzerinden aktif durumda. AK Parti Türk Devletleri İlişkiler Başkanlığı belli başlı sivil toplum kuruluşlarına davet göndermiş.Bunların sisteme katılımlarını istemiş. Ancak bunun dışında da münferit olarak herhangi bir sivil toplum kuruluşu bu sisteme girerek Kendi sivil toplum kuruluşunun iletişim bilgilerini, kendi sivil toplum kuruluşlarına alakalı yönetim bilgilerini bu sisteme ekleyebiliyor. İlerleyen safahatta bu sistem bütün sivil toplum kuruluşları açısından bir internet sitesi görevi de görecek. Yani bu sisteme giren, Türk sese giren, Türk dünyasının herhangi bir yerinden insanlar istedikleri sivil toplum kuruluşuyla alakalı, yöneticileri kimlerdir, hangi faaliyetlerde bulunuyor, bunlarla nasıl irtibata geçirilir bunları öğrenebilecekler. Şimdilik öğrendiğimiz kadarıyla 800'ün üzerinde sivil toplum kuruluşu bu sisteme kaydolmuş durumda.

Türkiye'de yaşayan Uygur topluluğunun bu projeye olan ilgisini ve katılım düzeyini nasıl değerlendiriyorsunuz? Beklenen faaliyet düzeyine ulaşıldı mı?

Bu sisteme kaydolanların sivil toplum kuruluşlarının ekseriyeti elbette ki Türkiye kaynaklı. Ancak benim ilgililerden aldığım bilgiye göre şimdiye kadar Özbekistan'dan, Kırgızistan'dan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden ve Azerbaycan'dan az sayıda da olsa sivil toplum kuruluşlarının bu sisteme dahil olduğunu görüyoruz. Bu bağlamda bu sistem sadece Türkiye'yi hedeflemiyor. Bütün Türk dünyasını hedefliyor. Özellikle katılan sivil toplum kuruluşlarına baktığınız zaman sadece Türk devletleriyle alakalı sivil toplum kuruluşları da yer almıyor burada. Burası çok önemli bir kısım. Çünkü Türk dünyası sadece Türk devletleriyle oluşmuyor. Başka devletlerin Sınırları içerisinde yaşayan başka devletlerin egemenliği altında yaşayan pek çok Türk topluluğu var. Bu Türk topluluklarının da sivil toplum kuruluşları buralara katılabiliyor. Mesela örneğin şöyle bir örnek verebilirim. Türkiye'de Irak Türkmenlerinin, Doğu Türkistan Türklerinin, Balkan Türklerinin pek çok sivil toplum kuruluşu bu sisteme katılmış durumda. Bu özellikle çok kıymetli çünkü Türkiye'de ve Türk dünyasında özellikle Türk Devletleri Teşkilatı ile birlikte yükselen Türk dünyası algısında biraz devlet merkezlilik var ancak Devlet merkezlilik elbette ki önemli.

Ancak bunun yanında topluluklar ve millet merkezli olmak da gerekiyor. Çünkü Türk dünyası sadece Türk devletlerinden müteşekkil değil. Biz bugün baktığımız zaman Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile birlikte 7 bağımsız Türk devletinden bahsediyoruz. Ancak bunun yanında Irak Türkmenleri, Suriye Türkmenleri, Kırım Tatarları, Doğu Türkistan'da Uygur Türkleri, onun dışında Balkanlar'da, Makedonya'da, Kosova'da yaşayan Türkler, İran'da, Milyonlarca Azerbaycan Türki yaşıyor. Gagavuzya'da Hristiyan, Ortodoks Türkler yaşıyor. Tataristan'da, dünyanın pek çok ülkesinde, Rusya sınırları içerisinde, pek çok ülkede Türk dünyasının parçası olan dili, dini, kültürü, sosyolojisi bizden eşdeğer olan pek çok Türk topluluğu yaşıyor. Bunlarla da ilişkileri sürdürmenin en önemli kısmı sivil toplumdur. Çünkü devletler arası ilişkiler belli başlı diplomatik kıstaslara bağlıdır. Devletler arası ilişkileri yürütürken siz belli başlı diplomatik kıstasların dışına çıkamazsınız.

Bunların en önemli kısmı da egemenliktir. Egemenlikle alakalı konular geldiği zaman devletlerin kırmızı çizgisidir. Ancak sivil toplum bunu çok daha geniş bir şekilde ele alabilir. Örneğin biz bugün Türk Devletleri Teşkilatı'nın maalesef ki özellikle Doğu Türkistan meselesi üzerine ciddi bir tavar alamadığını görüyoruz. Ancak sivil toplum kuruluşları bunları yapabilir. Devletler neden bunu yapamıyor? Çin ile ilişkilerin bozulmaması için yapıyor olabilir. Egemenlik ile alakalı kırmızı çizgileri geçmemek için yapıyor olabilir. Bunlar tartışılabilecek konular. Ancak Sivil toplum bunu aşabilir. Bugün herhangi bir sivil toplum kuruluşu Doğu Türkistan'da Türkleri Ankara'ya, Bakü'ye, Bişkek'e, Aşkabat'a getirdiğinde burada yapacakları toplantılar, sivil toplum faaliyetleri bu sınırlamaların dışında kalacak. Bu açıdan da Türk dünyasının bütün çevresinde insanların birbirlerini tanıması, özellikle devletsiz Türklerin, yani bir devlete sahip olmayan Türklerin bir tanınması açısından sivil toplum faaliyetleri çok önemli.

Bu noktada şunu ifade etmek istiyorum. Türk Devletleri Teşkilatı'nın da bu bağlamda TÜTSES gibi projelere destek vermesi gerektiğini düşünüyorum ve kendi ülkelerinde bu projeyi genişletmeleri gerektiğini düşünüyorum. Ben eminim ki projenin öncüsü olan Sayın Prof. Dr. Kürşat Zorlu Hoca da bundan alakalı girişimlerde bulunmuş. Bu konunun Türk Devletleri Teşkilatı gündemine geleceğini de orada da sivil toplum kuruluşlarının dahil olması için çalışmaların daha hızlı bir şekilde yürütüleceğini de biliyorum. Bunda da eminim ki Azerbaycan öncü olacaktır. Azerbaycan'da kurulu olan sivil toplum kuruluşları, özellikle gazi şehit dernekleri, Türk dünyası ile ilgili dernekler bunların hepsinin bu sisteme dahil olacağına hatta bu sistemin farklı dillerde yani Türk devletlerinin dillerinde de faaliyete geçeceğine ben inanıyorum. Bu noktada TürkSES çok önemli bir görev yapacaktır. Şu an giriş aşamasında yani önemli bir safahat geçirme noktasındadır.

Onun için bu gelişimin desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye'de de 800'ün üzerinde sivil toplum kuruluşunun katıldığını bu sisteme söylemiştik. Bunun özellikle Türk dünyasından daha çok katılım olması gerektiğini düşünüyorum. TürkSES'le alakalı basına baktığımızda özellikle iktidar AK Parti'nin öncülüğünde yürütülmüş bir şey olduğu için ulusal ajanslar olsun, devletin ajansları olsun bu konuya dair önemli haberlerin olduğunu, bunlara dair girişimlerin olduğunu görüyoruz. Bu bağlamda da TÜTSES'in ben faydalı olacağını düşünüyorum. Çünkü Özellikle Türkiye'de Türk dünyası üzerine kurulmuş pek çok sivil toplum kuruluşu var. Yani yüzlerin üzerinde belki bine yakın sivil toplum kuruluşu var. Ama bunların arasındaki ilişkileri özellikle dijitalleşen bu dünyada sağlamak için bu tip platformlar çok önemlidir. Buna katılacak sivil toplum kuruluşlarının da daha ortak faaliyetler üretebileceğini düşünüyorum.

Türkse ise Türk devletlerinden de katılımlar arttıkça sivil toplum kuruluşları arasında ilişkinin de ben artacağını düşünüyorum. Çünkü milletler arasında ilişkiler sadece devletler ile yürütülmemelidir. Sivil toplum üzerinden de yürütülmelidir. Bugün Türk Devletleri Teşkilatı, diplomatik alanda, devletler arası ilişkiler arasında Türk dünyasıyla alakalı çok kıymetli bir görev yürütmektedir. Ancak bunun yanı sıra sivil toplumunda, halklarında, ticari alanda, sosyal alanda, ideolojik alanda ve pek çok alanda kendilerini bir araya getirecek sivil alanlar inşa etmesi gerekmektedir. Bu tip projelerin ben bütün Türk dünyasında sivil toplumun gelişmesine de katkı sağlayacağını düşünüyorum. Özellikle post sovyet döneminden gelen devletlerin sivil toplum noktasında yeni gelişimi halinde olduğunu düşünürsek Türkiye'deki böyle bir projenin de Türk dünyasında Türk devletleri teşkilatındaki diğer üyelere de sivil toplumun gelişimi noktasında önce olabileceğini düşünüyorum.

Bu yönde de bence kıymetli bir projedir. Bu açıdan baktığımızda TürkSes'in bir diğer tarafta da Türk dünyasına dair haber ve duyuru akışında yapacağını görüyoruz. Bugün internet sitesine girdiğiniz zaman sitenin bir bölümünde zaten Türk dünyasından gelen haberlerin buralarda görüldüğünü görüyoruz. Daha sonrasında sivil toplum kuruluşlarının bu sistem üzerinden diğer sivil toplum kuruluşlarından ihtiyaç ve taleplerini yönlendirme noktasında da bir görev göreceğini biliyoruz. Proje bu yönde. TÜTSES'e kayıtlı olan sivil toplum kuruluşları gerek devlet kurumlarından gerekse de diğer sivil toplum kuruluşlarıyla ihtiyaç ve taleplerini iletebileceği bir sistem oluşacak. Burada Türk dünyasının sosyal ve kültürel hafızasını dijital ortamda koruyacak ciddi bir proje olduğunu görüyoruz. TÜTSES'in Türk dünyasının sivil toplum ağını küresel ölçekte model gösterilecek bir dijital entegrasyon sistemine dönüştürmek için yola çıktığını biliyoruz.

Türk Devletleri Teşkilatı üyeleri başta olmak üzere tüm Türk dünyası STK'larını kapsayan veri temelli, koordinasyonlu ve stratejik bir sivil toplum ekosistemi oluşturmaya hedefliyor. TÜTSES, Türk dünyasında bilginin merkezi, işbirliği platformu ve ortak ideallerin dijital gücü olmayı hedefliyor. Bu dijital alanda yürütülce bu projenin de çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Burada bir diğer konuya geçmek istiyorum. Özellikle bu sivil toplum noktasında da bahsettim. Doğu Türkistan meselesi bizim Türk dünyasının kanayan bir yarası. Bundan alakalı da hem Türkiye'de hem uluslararası alanda pek çok proje yürütülüyor. Bu tip sivil toplum işbirlikleri de Doğu Türkistan meselesiyle alakalı ciddi bir katkı sağlayacaktır diye düşünüyorum. Çünkü biraz önce de bahsettiğim gibi özellikle Çin'in yükselen bir devlet olması, yükselen bir ekonomi olması ve tarihten gelen bazı politikalarıyla gerek kuşak yol politikası gerek diğer hegemonik politikalarıyla özellikle ekonomi alanında orta koridor dediğimiz ve Türk Devletleri Teşkilatı'nda içine alan coğrafyada ciddi bir hegemonya kurmayı hedeflediğini ve burada ekonomik ve ticari faaliyetler yürüterek kendi dış politik emellerine dair Türk Devletleri'nde etkilemek istediğini biz biliyoruz.

Bu girişimi şu anda hangi büyük Uygur STK'ları, kamu dernekleri ve etkili kişiler destekliyor?

Bu noktada da Doğu Türkistan meselesinde Türk Devletleri Teşkilatı'nın ve Türk Devletleri'nin çok daha güçlü ses çıkartmasını mevcut ekonomik iklimde zor olduğunu ya da daha koordineli bir şekilde yürütülmesi gerektiğini biz görüyoruz. Bugün maalesef görüyoruz ki Türk Devletleri Teşkilatı'nın yayınlanan zirve bildirilerinin hiçbirisinde Doğu Türkistan'a dair bir karar ya da bir veri olduğunu görmüyoruz. Bugün Doğu Türkistan'da ciddi bir insanlığa karşı suç işlenmektedir. Soykırıma varan bir politika Bu politikalar çok uzun uzun anlatabiliriz. Ben kısaca Bakü'deki dostlarımız da elbette ki bundan haberdardır. Ancak bir bilgilendirme yapmam gerekiyor. Doğu Türkistan 1948-49 yıllarından beridir Çin işgalindedir. Neden Çin işgalinde diyorum? Doğu Türkistan daha öncesinde iki adet cumhuriyet kurmuştur. Biri Doğu Türkistan Cumhuriyeti, diğeri Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti'dir. Daha öncesinde de Kaşgar merkezli olarak Yakup Bey Devleti, Kaşgar Yağ, Ve bunun gibi pek çok bağımsız hanlık ve idare kurulmuştur.

Hatta bir dönem özellikle Yakup Bey döneminde Doğu Türkistan'da hutbeler Osmanlı Padişahı adına okutuluyordu. Paralar Osmanlı Padişahı adına bastırıyordu. Ve Osmanlı Devleti'nden buraya askeri ve siyasi bir destek geliyordu. Yani de facto olarak aslında Doğu Türkistan Kaşgar merkezli olarak Osmanlı Devleti'nin bir bağlı devleti gibi durumdaydı. Ancak 1948-49'dan sonra Çin Bu bölgede bir hakimiyetini kesinleştirdi. 1800'lü yıllardan itibaren Çin işgalleri başladı. 1800'lü yıllarda buraya sonradan Xinjiang adı verildi. Xinjiang yeni sınır, yeni toprak anlamına gelir. Bugün maalesef bu Xinjiang ismi bizim Türk devletlerinde de, Türk sivil toplum kurulunda da Xinjiang şeklinde kullanılmaktadır. Bu kullanımlardan uzak durmak lazım çünkü oranın tarihsel bir ismi var. Bu da Şarki Türkistan ya da Doğu Türkistan'dır. Doğu Türkistan'da 48-49'daki işgalden itibaren asimilasyon politikaları, dilin yasaklanması, kültürün yasaklanması, İslami ve Türk kültüründen gelen isimlerin engellenmesi, Türkçe eğitimin engellenmesi gibi pek çok politika yürütülmüştür.

Özellikle 2000'li yıllardan itibaren maalesef çok acı bir şekilde, Nazi dönemindeki Almanya'daki uygulamaları anımsatacak şekilde toplama kampları, Burada kurulmuştur. Bu toplama kamplarına Çin devleti yeniden eğitim kampları demektedir. Ancak bu yeniden eğitim kampı değildir. Biz pek çok oradan ayrılmış, oradan kaçmayı başarmış Doğu Türkistanlı'dan öğrendiğimiz kadarıyla, onların tanıdıklarından, şahitliklerinden önlerdiğimiz kadarıyla burada işkence, asimilasyon ve ölüme varan, organ ticaretine varan ve pek çok sıkıntıyı içeren bir işkence kurulmuştur. Ve Doğu Türkistan'da Çin Halk Cumhuriyeti'nin, Çin Komünist Partisi'nin ciddi bir insanlığa karşı suç işlediği artık Uluslararası Af Örgütü tarafından, Uluslararası pek çok kurum tarafından, Birleşmiş Milletler tarafından tespit edilmiş durumdadır. Bu bağlamda da Türk devletlerinin bu konuda daha çok ses yükseltmesi için ki temel mesele vardır. Bu temel meselelerden bir tanesi Türk devletlerinde bu meselelere, milli şuura ve Türk dünyasının meselelerine dair özellikle Doğu Türkistan meselesine dair şuur ve bilgiye sahip bürokratlar, akademisyenlerin daha çok yetişmesidir.

Projenin Türk kamuoyunu etkileme potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu süreç toplum ve medya tarafından nasıl karşılanıyor?

Bir diğer taraftan da toplumun buna ses vermesidir. Yani sivil toplum faaliyetleridir. Bu noktada uluslararası olarak yürütülen pek çok proje vardır ve projelerin sonuçları sosyal medyada, internette, raporlar olarak yürütülmektedir. Bu noktada toplum ne yapabilir? İşte bu benzeri sivil toplum faaliyetleriyle boykotlar yapılabilir. Bugün Çin mallarını boykot etmek zordur ancak Elimizden geldiği kadar bunu yürüttüğümüz zaman, örneğin Türkiye'de mesela Filistin'deki insanlığa karşı işlenen suçlardan dolayı İsrail'e yönelik bir boykot projesi yürütülmektedir. Bunun benzeri bir şekilde Çin mallarına karşı, Çin ticaretine karşı gümrük vergileri uygulanabilir, ambargolar uygulanabilir, elli başlı yüksek vergiler uygulanabilir. Bunlar yapılmayacak şeyler değildir. Toplum da buna dair bilinçlendiği zaman Çin'e yönelik yürütülecek bir proje. boykot kampanyası Çin'i ciddi bir şekilde tedirgin edecektir. Çünkü Çin özellikle şundan korkukladır.

Projenin Çin-Türkiye ilişkilerini ve Türkiye'nin dış politika gündemini etkileme olasılığı var mı?

Yaptığı insanlığa karşı suç politikalarının, yaptığı soykırım politikalarının dünya üzerinde duyulmasından büyük çekince duymaktadır. Dünya üzerinde duyuldukça, bugün mesela dünyanın pek çok ülkelerinden, özellikle Türkiye'den gazetecileri, sivil toplum kuruluşlarını, siyasetçileri bilabeder, ücretsiz bir şekilde ülkelerine davet ederek orada aslında bir soykırım olmadığını anlatmaya çalışmaktadır. Biz Türk dünyasının parçası olarak bunun aslında böyle olmadığını sivil toplum kuruluşlarıyla, devlet kanallarıyla anlattığımız takdirde Çin zaten geri adım atmaya doğru bir yöne ilerleyecektir. Bu noktada da mesela örneğin şöyle bir şey vereyim. Yakın zamanda Türkiye'de bir dizi vardı Osmanlı tarihini anlatan. Bu Osmanlı tarihini anlatan dizide Ali Şirnevai bir şekilde Türk dünyasının önemli bir şairlerinden, fikir insanlarından, Ali Şirneva'yı Osmanlı padişahıyla karşılaşmaktadır ve Kaşgar'dan, Doğu Türkistan'dan bahsetmektedir.

Bu dizi sahnesi bile bugün Çin'i rahatsız etmiştir ve Çin Büyükelçiliği, Çin Konsolosluğu dizinin yapımcılarından özür dilemesini istemiştir. Bakın Çin ne kadar Doğu Türkistan'la alakalı doğrunun gündeme gelmesinden korktuğunu buradan anlamaktayız. Bu bağlamda da geldiğimiz zaman Türkiye Ve özellikle Azerbaycan'ın bu meselede önce olması gerekmektedir. Türkiye-Çin ilişkilerini bozmadan, Azerbaycan-Çin ilişkilerini bozmadan bu meseleyi gündeme getirmek hem Çin'in lehine olacaktır hem Türkiye'nin lehine olacaktır. Bu noktada da Doğu Türkistan meselesiyle alakalı sivil toplum çalışmalarının kıymetini ben vurgulamak istiyorum.

Ən son yeniliklər və məlumatlar üçün Icma.az saytını izləyin, biz hadisənin gedişatını izləyirik və ən aktual məlumatları təqdim edirik.
Читать полностью